https://www.nejm.org/doi/full/10.1056/NEJMra1906228
Sifiliz vakalarının her yıl düzenli olarak artmaya devam etmesi, çeşitli tanısal zorluklara ek olarak uygun şekilde tedavi alan hastalarda dahi sonraki yıllarda çeşitli komplikasyonların ortaya çıkabilmesi nedeni ile günümüzde sifiliz hala önemini korumaktadır. New England Journal of Medicine’da yeni yayımlanan nörosifiliz ile ilgili bir derlemede bu konuya dikkat çekilmeye çalışılmıştır.
Primer enfeksiyonun ardından günler içerisinde mikroorganizmalar sinir sistemini invaze etmeye başlamaktadır. Nörosifiliz asemptomatik veya semptomatik ve erken veya geç ( primer enfeksiyondan 1-2 yıl sonra) olarak evrelere ayrılmaktadır.
Erken nörosifiliz genellikle asemptomatik olarak seyretmektedir. Bu hastalarda sadece BOS’ta hücresel reaksiyon görülmektedir.
Asemptomatik meningeal reaksiyonun ardından MSS’nin küçük ve orta arterlerinin tutulduğu vaskülit ile karakterize meningovasküler sifiliz gelişmektedir. Genel parezi ve tabes dorsalis gibi bulgular ise primer enfeksiyondan yıllar sonra ortaya çıkmaktadır.
Geç semptomatik nörosifiliz primer enfeksiyondan on yıllar sonra ortaya çıkmaktadır. Bu vakaların bir kısmında öncesinde penisilin ile tedavi öyküsüde bulunmaktadır. Ilerleyen dönemlerde kronik meningeal irritasyona bağlı olarak genel parezi ve tabes dorsalis ortaya çıkmaktadır. Serebral infarktlar gelişebilir.
Meningovasküler sifilizde sfinkter disfonksiyonu, progresif myelopati gibi bulgular ortaya çıkabilirken, genel parezi ve tabes dorsaliste prgresif demans, psikiatrik bozukluklar, kişilik değişiklikleri, Romberg’s bulgusu, ataksik bozukluklar ortaya çıkmaktadır.
Nörosifiliz tanısında treponemal ve non-treponemal testlerin duyarlılık ve özgüllükleri farklılık göstermektedir. BOS incelemsinde FTA-ABS ve TPHA pozitifliğinin saptanması hastanın nörosifiliz olduğunu ne yazıkki göstermemektedir. Bu testlerin BOS’taki özgüllükleri %50-70’ler civarındadır. BOS’ta protein yüksekliği vakaların %90-95’inde görülmekte olup özgüllüğü %50’nin altındadır. Ek olarak bu hastalarda HIV varlığı gibi durumlarda duyarlılıklar dahada düşmektedir.
Nörosifilizin en tipik BOS bulgusu pleositoz ve hafif artmış protein düzeyleridir.
BOS VDRL örneğin kan ile kontamine olmadığı durumlarda oldukça özgül olmakla birlikte duyarlılık oranları oldukça düşüktür. BOS RPR’de yanlış negatiflik oranlarının VDRL’ye göre daha fazla olması nedeni ile öncelikle BOS VDRL tercih edilmelidir.
Tanısal poblemler nedeni ile serumda serolojik testlerin pozitifliği ve nörosifilizle uyumlu klinik bulguların varlığında ayrıcı tanı dikkatli bir şekilde gözden geçirilmeli ve nörosifilizden şüphe edilen vakalarda uygun tedavi başlanmalıdır.