Akciğer absesi
genellikle aspirasyonun ardından ortaya çıkan nekroz ve kavitasyon ile
karakterize bir hastalıktır. Önemli bir mortalite ve morbidite nedeni olan
akciğer absesinin en sık nedeni aspirasyondur. Daha az olarak yabancı cisim,
tümör gibi nedenlerle meydana gelen obstrüksiyonlar nedeni ile veya sistemik
bir immünsüpresif duruma bağlı olarakta ortaya çıkabilmektedir.
Genellikle akut olarak seyretmektedir(<4-6
hafta).
Orta yaş erkeklerde daha sık görülmektedir.
En önemli risk faktörü aspirasyondur. Bu nedenle aspirasyon riskinin fazla
olduğu alkol kullanımı, mental durum bozuklukları, ilaç bağımlılığı, nöbet
atakları, SVO atağı geçirilmiş olması gibi olaylar riski arttırmaktadır.
Fonksiyonel ve yapısal özefageal bozukluklar, gastroözefageal reflü gibi
durumlarda aspirasyon riskini arttırmaktadır.
Akciğer absesinde en sık anaeroblar görülmektedir. Anaerobların akciğer
absesine yol açabilmeleri için öncelikle kolonize olması gerekmektedir. Bu
nedenle ağız hijyeni bozuk, diş çürüğü olan hastalar akciğer absesi gelişimi
açısından özellikle risk altındadırlar.
Aspirasyon sonrasında ilk olarak gastrik içeriğe bağlı gelişen pnömonit
tablosudur (kimyasal pnömonit). 7-14 gün sonrasında makrofajlar tarafından
yeterli derecede ortadan kaldırılamazsa anaerobik mikroorganizmalar parankimal
nekroz ve kavitasyon gelişimine neden olmaya başlamaktadırlar.
Sekonder akciğer abselerinin patogenezi
altta yatan predispozan faktöre göre değişkenlik göstermektedir. Obstrüksiyonu
olan hastalarda sekresyonların atılmasındaki bozukluğa bağlı olarak abse ortaya
çıkarken; immünsüpresif durumlarda konağın bağışıklık sisteminin bozulmasına
bağlı olarak mikroorganizmalara yeterli derecede cevap verilemeyecek ve abse
ile sonuçlanacaktır. İmmünsüpresif durumlarda nadir mikroorganizmalar ile
fırsatçı patojenlerinde etken olarak ortaya çıkabileceği unutulmamalıdır.
Endokardit hastalarındaki septik emboliler, Lemierre’s sendromu, septik
tromboflebit gibi durumlar sonrasında da nadir de olsa abse gelişebilmektedir.
Primer ve sekonder akciğer abseleri
arasında bazı farklılıklar bulunmaktadır. Primer akciğer abselerinde en sık sağ
akciğer etkilenmektedir. Sekonder akciğer abselerinde ise lokalizasyon
enfeksiyon kaynağına göre değişkenlik göstermektedir.
Primer abseler polimikrobiyaldir. Mikroaerofilik Streptoccocus’lar gibi
anaerobik mikroorganizmalar polimikrobiyal enfeksiyona dahildir. Ağırlıklı
olarak oral flora elemanları görülmektedir. Sekonder abselerde ise mikrobiyal
spektrum oldukça geniştir. İmmünsüpresif hastalarda nadir olarak görülen ve
fırsatçı patojenlerde görülebilmektedir.
Abse kliniği ilk başlarda pnömoniye benzer şekilde gelişebilir. Ateş, göğüs ağrısı, öksürük-balgam şikayetleri olabilir. Sürenin uzaması ile birlikte gece terlemesi, halsizlk, yorgunluk, anemi gibi semptom ve bulgular görülmeye başlar. Bazı hastaların balgamlarında kötü koku duyulabilir. S.auresu gibi mikroorganizmalara bağlı ortaya çıkan abselerde klinik seyir daha fulminan seyretmektedir. Hastaların fizik muayenesinde ateş, ağız hijyeninde bozukluk görülmektedir.
Ayırıcı tanıda akciğer enfarktı, malignite, vaskülitler gibi kaviter lezyonlar ile sonuçlanabilen diğer enfksiyon dışı patolojiler düşünülmelidir.
Genellikleönerilen antimikrobiyaller Klindamisin 3 x 600 mg ıv veya Beta laktam + Beta laktamaz kombinasyonu’dur. Tedavi abse ortadan kaybolana kadar devam etmektedir. Genelllikle 3-4 haftalık bir tedavi yeterli olmakla birlikte tedavi süresi dahada uzayabilmektedir. Moksifloksasin ile yapılan küçük bir vaka çalışmalarında moksifloksasinin ampisilin-sulbaktam kadar etkili olduğu ve iyi tolere edilebildiği gösterilmiştir.
Akciğer absesi
tedavisinde dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta etken mikroorganizmaların karışık
olması ve mikroaerofilik Strepcoccus’ların genellikle bulunmasıdır. Bu nedenle
bu hastalarda metronidazol tedavisi etkisiz kalmaktadır.
Sekonder abselerin tedavisinde tedavi süresi ve
şekli altta yatan hastalığa ve immünsüpresyon olup olmamasına göre değişkenlik
gösterebilmektedir. Boyutu >6-8 cm
olan abselerin tek başına antibiyotik tedavisine cevap vermesi daha az
olasıdır. Bu nedenle büyük abselerde antibiyotik tedavisine ek olarak abse
drenaj yöntemleride uygulanmalıdır.
Absenin boyutu arttıkça bu hastalarda
pnömatosel, bronşektazi gibi kalıcı hasar bırakan komplikasyonların gelişme
riskide artabilmektedir. Daha az olarak absenin tekrarlaması, ampiyem,
hemoptizi gibi gibi komplikasyonlarda görülebilmektedir. Akciğer
abselerinde mortalite oldukça düşüktür. Fakat sekonder olarak ortaya çıkan
abselerde altta yatan etyolojiye bağlı olarak %60-70’lere çıkabilmektedir.
Hastanın 60 yaş üzerinde olması, aerobik bakteri varlığı, hastanın sepsis
tablosunda olması, semptomların süresinin 8 haftadan daha uzun olması, abse boyutunun
6 cm’den daha büyük olması kötü prognostik faktörler arasındadır.
Ağız hijyenine dikkat edilmesi, hava yolu açıklığının devamlılığının
sağlanması, yatak başının kaldırılması gibi basit önlemlerle akciğer absesi
gelişimi azaltılabilmektedir.