Paraziter hastalıklar hijyen koşullarına bağlı olarak değişkenlik göstermekle birlikte tüm dünyada oldukça yaygın olarak karşımıza çıkmaktadır. Farklı klinik seyirler ile görülebileceği gibi asemptomatik olarakta seyredebilmektedir. Bununla birlikte bu parazitlerin bir kısmı intestinal florada kommensal olarak bulunmaktadır. Peki gayta örneklerinde parazit saptandığında tedavi vermek gereklimidir? Bu yazı dizimizde paraziter etkenler incelenecek ve hangi durumlarda tedavi verilmesi gerektiği ve önerilen tedavi şemaları gözden geçirilicektir.
BLASTOCYSTIS spp
Blastocystis spp anaerobik bir protozoondur. İnsan gastrointestinal sisteminde normalde bulunmaktadır. Gaytada en sıklıkla bulunan ökaryotik protozoonlardan biridir. Bununla birlikte bu mikroorganizmanın kommensal bir mikroorganizmamı yoksa patojen bir mikroorganizma olup olmadığı tartışmalıdır. Fakat gaytadaki varlığı intestinal floranın bozulduğunun bir göstergesidir.
Bulaşın fekal-oral yol ile olduğu belirtilmekle birlikte tam olarak bilinmemektedir. Kontamine su – yiyeceklerlede bulaşabileceği ifade edilmektedir. Blastocystis spp sadece insanlarda değil birçok hayvanın intestinal sisteminde de bulunmaktadır. Bu nedenle insan – insan bulaşının yanısıra hayvan – insan bulaşı veya terside söz konusu olabilmektedir. Kötü hijyen koşullarının varlığı, hayvan maruziyeti, kontamine besinlerin tüketimi prevelansı arttırmaktadır.
Vakuler, granüler, ameboid ve kistik olmak üzere 4 farklı formu bulunmaktadır. Fakat bulaştan hangi form veya formların sorumlu olduğu bilinmemektedir. Ameboid formlar genellikle eskimiş kültür vasatlarında veya antibiyotik kullanımı sonrasında görülmektedir. Taze gayta örneklerinde ise genellikle vakuoler veya kistik formlar görülmektedir. Granüler form en nadir görülen formdur. Bazı yazarlar ameboid formların klinik hastalıkla daha çok ilişkili olduğunu ifade etmektedirler.
Mikroorganizma pro-enflamatuar sitokinleri indükleyerek immünmodülatör etki göstermesinin yanısıra apopitozuda indüklemektedir.
Örneklerde Blastocystis spp için pozitiflik kriterleri tanımlanmamıştır. PCR kullanılarak yapılan çalışmalarda pozitiflik oranları daha yüksek bulunmaktadır. Blastocystis spp için diğer bir sorunda bu mikroorganizma grubunun oldukça heterojen bir grup olması ve alt türler arasında virülans farklılıklarının bulunmasıdır. Buna bağlı olarakta alt grupların patojenite özelliklerindede farklılıklar bulunabilmektedir. Son yıllardaki çalışmalarda alt tip 1 ve 3’ün daha fazla semptomatik hastalıkla ilişkili olduğunu göstermektedir.
İrritabl barsak sendromu ile ilişkisi araştırılmış fakat bu konuda kesin bir kanıt bulunamamıştır.
Semptomlar hem immünkompetan hemde immünsüpresif hastsalarda görülebilmekle birlikte immünsüpresif hastalardaki semptomlar daha ciddi olmaktadır.
Blastocystis spp hem akut hemde kronik diyareye neden olabilmektedir. Semptomatik olduğu zaman genellikle sulu diyare, bulantı, iştahsızlık, abdominal kramplar, batında guruldama, ürtiker, halsizlik gibi şikayetler yapabilmektedir. Ateş beklenen bir bulgu değildir. Günümüze kadar birkaç vakada dissemine enfeksiyona rastlanmış olup beklenen bir durum değildir.
Tanısında sıklıkla formol etil asetat ile konsantre edilen örneğin sonrasında trikrom boyamasının incelenmesi kullanılmaktadır. Fekal lökosit genellikle görülmez.
Endoskopik muayenede mukoza makroskopik olarak normaldir ve patolojik olarak invazyon gözlenmez.
TEDAVİ
Asemptomatik hastalıkların tedavisi gerekmemektedir. Semptomatik hastalarda başka bir olası patojen varlığı açısından konsantre edilmiş örneklerin incelenmesi gerekmektedir. Ayrıca benzer semptomlara yol açabilecek diğer non-enfeksiyöz nedenlerde araştırılmalıdır. Bu incelemelerin ardından başka bir neden saptanamayan hastalarda semptomatik olsa bile tedavi gerekliliği tartışmalıdır.
Dikkat edilmesi gereken noktalar;
Blastocystis spp genellikle kendi kendini sınırlamaktadır.
Tedavi etkinliğini değerlendirmek zordur.
Semptomların hafif olduğu vakalarda tedavi verilmeyen durumlarda şikayetler 3-4 gün içerisinde gerilemektedir.
Tedaviye cevap değişken olabilmektedir.
Tedaviye cevap tespit edilemeyen ve diğer olası patojenlerin tedavi ile ortadan kalkmasına bağlı olarakta şikayetler gerileyebilmektedir.
TEDAVİ VERİLMESİ PLANLANAN HASTALARDA ÖNERİLEN REJİMLER
Metronidazol; 3 x 750 mg PO, 5-10 gün.
Tinidazol; 2 gr tek doz. Tinidazol metronidazole göre daha iyi tolere edilebilinmektedir.
Paromisin; 3 x 500 mg, 7-10 gün boyunca tek başına veya metronidazol veya tinidazol ile kombine olarak. Bazı çalışmalarda paromimisinin etkinliğinin diğer rejimlere göre daha iyi olduğu ve bu nedenle bazı uzmanlar tarafından tedavide ilk seçenek olarak uygulanabileceğini belirtmektedirler.
Trimetoprim – sulfametaksazol; TMP 6 mg/kg (maksimum 320 mg) – SMX 30 mg/kg (maksimum 1600 mg) 7 gün.
Nitazoksanid; 2 x 500 mg PO 3 gün. Fakat nitazoksanidin olası diğer patojenler üzerine etkisi olmaması nedeni ile kullanımı oldukça tartışmalı olup önerilmemektedir.
Sonuç olarak;
Blastocystis spp’lerde kişi semptomatik bile olsa tedavi verilip verilmemesinin gerekliliği henüz tam olarak bilinmemektedir. Bu hastalarda diğer olası patojenlerin olup olmadığı, tedavi cevabının kesin olarak değerlendirilememesi gibi durumlar nedeni ile tedavisi oldukça tartışmalıdır.
